Business

5 Haziran 2014 Perşembe

   Sürç-ü Fikir'de yazmayalı uzunca bir zaman oldu. Neden mi? Çünkü insanları büyük hasarlar oluşturabilecek depremlere karşı uyarmak istedim. Yani duyarlı bir vatandaş olmak bunu gerektirirdi. Nitekim vermiş olduğum bu mesaj anlayabildiğim kadarıyla amacına ulaşmış görünüyor.

   Yaklaşık iki hafta önce ülkemizin batısı beşik gibi sallandı. Neyse ki korkulan olmadı. Küçük maddi hasarlardan başka zarara uğramadı vatandaşımız.  Yapmış olduğum kalem bırakma protestosuyla birlikte, insanlarımız bilinçlendi. Bana bir teşekkür borçlu olduğunuzu vurgulamam gerekir.

   Bunun yanında değinmem gereken bir nokta daha var. Ne mi? Eski depremlerin tadı yok azizim. Eskiden balkonlardan falan atlayanlar olurdu. Ne bileyim mesela, merdivenlerden alelacele koşuşturarak inerken düşüp bir taraflarını kıranlar olurdu. Habercilere de ekmek çıkardı. Ama bu sefer hiç de öyle olmadı. Akşam bültenlerinde depremin şiddetinden ve hangi illerde etkili olduğundan öteye geçilemedi. Gözlerimiz deprem dedeyi aradı. Ah be Işıkara zamansız gittin zamansız. İnsan 'Aah ahh nerde o eski depremler' diye hayıflanmıyor değil. Yaşlanıyor muyuz ne?

   Bu seferkinde yapılan en fazla şu oldu. 'Aloo, hacıı, siz hissettiniz mi? Oğlum burası çok fena sallandı ya laa. Hemen sokağa kaçtık. Yok ben duştaydım. Evet. Bornozum var şu an üzerimde. Evet. Senin üzerinde ne var? Hımmm. Sabahleyin ne yedin? Yaaa, deme öyle... Hahah aptal şey. Pisliksin biliyosun di mi? Bir şey sorucam sen kimsin lan? Yoo tanımıyorum. Ayyy depremden dolayı hatlar karıştı, çok özür dilerim. İyi günleeer. Kalın giyin kalın.' Valla hangisi daha büyük felâket bilemedim.


   Peki ben depreme nasıl yakalanmıştım? Gelelim bu meseleyee. Nedense o esnada döner koltukta oturuyordum. Hayır döner koltukta oturmuyordu. Ben koltukta oturuyordum. Sabahında kahvaltımı biraz baştan savma yapmıştım. Tam da bu sebepten dolayı açlıktan başımın döndüğünü sanmıştım. Ne kadar da safmışım. Karnım aç değilmiş ki! Döner koltukta problem var sanıp hemen normal sandalyeye oturdum. Sandalyenin anormali de mi var demeyin. Üzülürüm. Her neyse. Birkaç saniye önce elime yüzüme sürdüğüm limon kolonyasının esansının yoğunluğundan başım dönmüş meğerse. Öyle şey mi olur demeyin. Ya da deyin bence olur çünkü. Başımın dönmeyip de deprem olduğunu anlamam hayli zaman aldı. Bir gün bu ikisi arasındaki farkı anlayamadığım için telef olucam sanırım. Neyse efenim, baktım ki deprem oluyor. Yaklaşık kırk saniye sürdü mağlumunuz. Ben 25. saniyede depremin farkına vardım ve hemen telefona atılıp bu anı ölümsüzleştirmeye karar verdim. İnsanın o sallantıda selfie (özçekim) çekmek pek aklına gelmiyor işte.



   Peki ben bu kadar ciddi bir konuyu neden makaraya alıyorum? Çünkü bu deprem bir bedduanın tezahürüymüş. Ve buna inanan büyükçe bir kesim var. Saygı duymak mümkün müdür bilmiyorum. Ben duyamadım işte. Bu konudan memnuniyet duyanlar olduğu için kınayla karşılık vermem gerekirdi. Ama yazıyla verdim işte. Turayla yanıt vermek namerde düşerdi zîra.

                                            Bu söylenene inandıklarını söylediklerinde ben: (Temsili)

   Olum buna harbiden inananlar var yaa. Ahahah. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu.
   Allah kâza belâ vermesin dostlar. Kalın sağlıcakla..

0 yorum:

Yorum Gönder