Business

23 Ocak 2014 Perşembe

   Bugün 23 ocak 2014. Tarihte bugün kesin yine büyük olaylar yaşanmıştır. Ya da yine ipe sapa gelmez olaylar gazetelerin tarihte bugün başlıklı köşelerinde yerini almıştır. Amacım tarihe şahitlik etmeniz ya da hattı zatında tarihe tanıklık etmeniz değil. 

   Tarihi belirtmekteki amacım bu yazıyı daha sonra okuyunca ''vaay be, zaman ne hızlı akıyor'' diyebilmek. Size de hiç samimi gelmedi öyle değil mi? Haklısınız.

   Neyse konuya gireyim. Yaklaşık 32 saattir kendimi eve kapatmış bekliyorum. Bunu yapmaktaki amacım, atmosfere salınan sera gazlarına tepki göstererek bir dur demekti. (Tabi yağışlı havanın da minik bir etkisi olduğunu söylemeliyim.) Duyarlı bir vatandaş olmak bunu gerektirirdi. Kendimle kıvanç duyuyorum. Huzurluyum.

   İşte bu şekilde tüm dünya için kendimi feda etmiştim ki, aklıma bir soru takıldı. Dünya ve dünya halklarına ben bu fedakarlığı yaparken ben kimin umrundayım ki? Sonra ''yapma ama dostum, bir iyilik yapıyorsan karşılık beklemeden yapmalısın'' dedim. Fakat duygusallığım üstümdeydi. Bir çırpıyla çıkarmaya çalıştım. Olmadı. Yapamadım. Adeta üstüme yapışmıştı.

   Bilgisayarımı açtım, bir twitter'a göz atayım ne var ne yok diye dedim. O da neydi? Yuuuhtu. Püüüh'tü. Cık cık'tı. Belki biraz oha falandı. Neredeyse 10 kişi yokluğumu fırsat bilip takibi bırakmıştı. Yazıklaar olsundu. Facebook'ta da durum aynıydı. Esasen ilk girdiğimde 3 ileti vardı. Ve 'heh' dedim, 'birileri farkıma vardı.' Tıkladığımda gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Uuuuuhh'tu. Ağğhhh'tı. Piiiğğh'ti. 3'ü de farklı kişilerden gönderilmiş oyun istekleriydi. Aslında denenebilirdi. Ama olmazdı... Blog'uma bakmaya cesaret dahi edemiyordum artık.

   Haleti ruhiyemde, apansız sorularla hunharca boğuşuyordum. Sonra dedim ki, kardeşim sosyal medyayı ne kadar ciddiye alabilirsin ki. Çık dışarı, işte gerçek hayat orada. Fena fikir değildi. Fakat yokluğum bir şekilde farkedilmeliydi. Ayıptı. İnsanlık ölmüş müydü? Neydi?

   Penceremdeki güvercin, tahta masam, boş şişeler (su şişeleri-cam- cam sağlıktır) can dostum çomar, ne ayaksınız oğlum siz?

   Tatlı komşum Ayşe teyze, emekli Salih öğretmen size de yazıklaar olsun. İnsan bi arayıp sorar öldün mü, kaldın mı diye? Hoş, böyle bir soru sorsanız sizinle ilişkimi keserdim, orası ayrı tabi. Yaşınızı başınızı almış insanlarsınız, sakın böyle sorular sormayın bana. İstirham ederim sormayın. Hatta istihdam bile ederim. Korkulur benden, ben yok muyum beeen? Harbiden yok muyum la ben? Niye arayıp soran yok olum beni?



   Hadi şimdiye kadar saydıklarım neyse de, kardeşim ailemle aynı evde kalıyorken onlar da mı sormaz insanı. Bu da mı gol değil? Peki arkadaşlarım, dostlarım, öğrencilerim, uzak-yakın akrabalarım? İki gündür kapıda bekliyorum. Kendime mektup yazdım sırf postacı gelsin, kapımı çalsın da kapıda iki muhabbet edelim diye. Yok, o da gelmedi. 

   Öyle bir haldeyim ki, dokunsanız ağlarım. Tabi nereden dokunduğunuza da bağlı. Mesela karnıma dokunsanız gıdıklanır gülerim ben. Ahahayy, bak dokunmuşsunuz gibi hissettim gülüyorum şu an.

   Neyse, biraz ciddi olun. Çok yanlızım zaten, yanlızlık başıma vurmuş olmalı ki yalnız yazacağıma yalnışlıkla yanlız yazıyorum. Sanırım bir de yalnışlık değil yanlışlık olacaktı o. Varın halimi siz tahayyül edin. Arı sütü gibi temiz bir Türkçe kullanmak varken ne hale geldim. Bu işte bir yalnızlık var...

   Derken, düşündüm kimse arayıp sormuyor tamam da, hiç operatör de mi mesaj atmaz. Açıp telefonu kontrol ettim. Geçen telefonuma güncelleme atarken, sim kartı çıkartmıştım. Takmayı da unutmuşum ya la. Hattı takıp telefonu bir açtım. 13 Cevapsız arama, 8 tane sms biri operatörden. Buradan arkadaşlarıma sesleniyorum. Kardeşim sapıkmısınız la? Baktınız kapalı niye ısrarla arıyosunuz. Gelin evden alın. ayıp sizin yaptığınız bee...

   Hem canıma doydum artık, tek başıma küresel güçlere karşı meydan okumaktan. Burama geldi. (Takribi olarak boğaz dolaylarım oluyor) Dünyayı ben mi kurtarıcam kardeşim, dışarı çıkıyorum ben. Artık topluma mal (A'nın üstüne şapka işareti koyamadım, yoksa ürün mahiyetinde değil yani) olmaktan bıktım. İrade sahibi insanlarsınız, siz de biraz iradenize sahip çıkın. Olmaz ki ama bu kadar. #direntancello

   Daha az önce eski bir dostum aradı. ''Sen yaşıyo musun ya'' diyor. Oğlum bak öldüm de söylemiyorsanız çok kötü kalbinizi kırarım, ona göre...

0 yorum:

Yorum Gönder