Business

14 Haziran 2013 Cuma

On 18:06 by tansel uğur in , , , , , ,    11 comments
   Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ya da çatışmak kalleşçesine...

Bir Gezi Parkı'dır aldı yürüdü. On binler birkaç ağacın sökülüp taşınmasına tahammül edememişti. Yerine yapılması gereken alanda çok daha fazlası olacaktı. En azından olaylar çıkmadan önce yayınlanan görsellerde ben böyle görüyordum. Fakat mesele ağaçtı ve bir tema üyesi olarak can evimden vurulmuştum. İnsanlarımızın bu kadar hassas olması beni duygulandırmıştı. Hemen ben de sokağa akmak istedim. Ne de olsa sokaktakiler de benim gibi kafası kıyak insanlardı.

-DİRENİŞ VOL 1-
 Evde bulduğum tencere, tava, kaşık ne varsa aldım elime çıktım sokağa. Fakat kalabalığı bulamadığım için eylemimi yalnız gerçekleştirme kararı aldım. Başladım bağırmaya... Kendimce bir slogan bulmuştum ve gaza gelmiştim. Yanımdan bir ekip otosu geçiyordu ve içindekiler kahkahayı basıyordu. Bense vatanı kurtarırcasına hunharca bağırmaya devam ediyordum. Elimde büyükçe bir tava ve yemek kaşığıyla tempo tutuyordum bir yandan. Her şey evinin önünden geçmekte olduğum bir teyzenin üçüncü kattaki balkonundan bağırmasıyla başladı. 'Çocuuum kaçtan veriyon o tavayı?'. Ben henüz 'nasıııılll' diye bağıramadan zabıta bürosundaki pek kıymetli abilerim de seyyar satıcıya bağlıyordu olayı. Artık tam bir direnişçiydim. Arkamda üç tane zabıta önde ben ve yarım boy kadar önümde tavam ve kaşığım ilerliyordu. Son düzlüğe girilirken deparı iyice basıyor ve mesafeyi açıyordum. Derken her şey koştuğum için peşime takılan bir köpeğin paçamdan kavramasıyla son buldu. 

   'SEN NASIL KÖPEKSİN YAKALADIN BARİ ISIR'
Köpek beni yere serdikten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gidiyordu. Bu da oldukça kanıma dokunmuştu. Bir köpek bana acıyordu. Moral bozukluğuyla zabıtalara da yakalanmıştım. Büroya götürdüklerinde olayın aslını anlattım. Niçin kaçtığımı sorduklarındaysa sanırım saçmaladım ki. Gözümü açtığımda sargılar içindeydim. Hiçbir direnişçi bana sahip çıkmamıştı. Bu ülkede sadece dedeye mi sahip çıkılacaktı. Yıkılmıştım. Yazıklar olsundu... Sonrasında beni evime bıraktılar kapıdan girer girmez annemin polaris markalı 42 numara terliğinin tadına bakmak zorunda kalmıştım. Verdiğim ifade : 'Yapma anne! Senin en sevdiğin tavan olduğunu nerden bilebilirdim?' 

   Evimdeydim ve dedim ki artık hiçbir şekilde bu olaya müdahil olmayacağım. Ama olayı tetikleyen etkenler vardı. Evet dış basının gaz vermesiyle gururlanacak kadar geri zekalıydık. Neymiş Türk'ler tarih yazıyormuş. En son kim bize böyle gaz vermişti? İngiltere'nin Kanal İstanbul'u istememesi ve bunu Montrö'ye bağlaması. Almanya'nın dünyanın en büyük havayolu şirketi Luftansa'ya sahip çıkmak için yüz milyon insan kapasiteli 3. hava limanına karşı çıkması. Rusya'nın cari açığı kapatmak için yaptığımız nükleer anlaşmaları istememesi, yakalanan ajanların geri iadesi istencesi ve tüm bunlarla daha fazlasının öncül ekip tarafından maddelere eklenmesi, bunun yanında ağaç ve özgürlüklerle ilgili hiçbir maddenin olmaması, ayrıca Suriye'deki olaylarda sekiz dakika yayın yapamayan dış basının sekiz saat aralıksız canlı yayın yapmasında art niyet aramayacak kadar geri zekalıydım... Yiğit Bulut'un da dediği gibi madem bir bankanın genel müdürü bu denli sponsorluk sağlıyor. Eklenseydi oraya faiz oranının tefe+tüfe'yi geçmemesi. Yapamazlardı ki... Pabucumun devrimcileri... Ve biz ne yaptık çıktık dışarı polislerle çatıştık. Yetmedi devletin malına ve özel mülkiyete zarar verdik. Öyle zarar verdik ki Pkk son 10 yılda toplam olarak bu kadar mali zarar verememişti. Borsada oluşturduğumuz zarar da cabası. İlk günden borsada bir katrilyon zarara sokmuştuk devleti. Bunun faiz lobisine yarayacağını, yani onların bunu istediğini ellerindeki dış ve iç kaynaklı medyadan gaz vermesinde anlamamıştık. Artık sadece ülkenin aleyhine karteller çalışmıyordu. 1839 dan beri sömürdükleri yetmemişti ve artık bir gecede %7000 lere varan karlar sağlayamıyorlardı. %4.60 ı aşsak anında faizimiz %2.50 lere düşecekti ama başardılar %4.61 den döndürdüler. IMF'ye olan borç bitmiş ve kaç aydır şehit haberi de gelmiyordu. Ardından bu olaylar patlak veriyordu. Tüm bunları anlamayacak kadar geri zekalıydık. Üstüne üstlük mesele ağaç olsa bu ülkenin son on yılda en fazla ağaç diken 3. ülke olduğunun farkında değildik bile... Bir asker için 'Menemen'i yakın' diyen Mustafa Kemal yaşasaydı ve aynı şeyi şehit edilen bir başkomiser ya da küçük bir çocuk için söyleseydi o zaman durum ne olacaktı? Taksim'i yakın denilse hala direnebilirmiydik? Adamları şu halde bile diktatör ilan eden çapulcular Atatürk'e ne derdi? Gerçekler acıdır değil mi? Ama bazen fazla acıtır... Kaynağı bile belli olmayan Bursa Nutku'nu bahane edenler vicdanlarını nasıl rahatlatabilirler? Ve bilakis başınıza bir olay geldiğinde ilk olarak polisi arayacak olan hadsizler; Şunu bilin ki kibirinizde  boğulacaksınız... Türk baharıymış, piii pabucumun baharı...

Ne diyordu Jonathan Swift : 'Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz. Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir'. yakınlarda bir dahi olmalı...



    Keşke aynı anlayış ve hassasiyet kürtaj yasasında da gösterilebilseydi. Bir bebeğin canına kıyabilenler ağacın taşınmasına tahammül edemiyordu. Ne diyordu bir dizide polisi canlandırarak prim ve şöhret yapmış abimiz : 'Mesele ağaç değil sen hala anlamadın mı? Hadi gel.' Evet mesele ağaç değil belli fakat sandığın dışında çare arayacak kadar namertsen eğer, mesele vatan da değil. Kimin kuklasıysan ona aynen söylersin... İnsanlar acayip, daha dün oy verdiğiniz parti yüzünden oy kullanan halka Allah belanızı versin derken ertesi gün edebinizi takının deyiveriyor. Bu kadar demokrasiden bihaber olabilmek ve bu yüzyılda bunu başarabilmek... Bilemiyorum... Ama çözdüm olayı. Delinin biri kuyuya bir taş atıyor ve 60 Akil çıkaramıyor. Olaylar nasıl mı patlak verdi? İzleyin...
İşte karşınızda klasik huni anlayışını değiştiren deliler...


Değişik ülkelerden yakalanan ajanlar, gösteriye katılan İsrail'li çapulcular ve tüm bunların yanında göstericilere destek veren israil hükümetine ve diğer destekçi ülkere gerçekleri görmemizi sağladıkları için gönülden teşekkür ederiz...

11 yorum:

  1. Yüreğinize sağlık. Farklı bir açıdan ele almışsınız, güzel olmuş.
    http://hakaretyokhakikatvar.wordpress.com/2013/06/10/bu-ne-tesaduf/
    Bu linke de bir bakın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. bakıyorum hemen..

      Sil
    2. acayip yararlı bir blog olmuş bu :)

      Sil
  2. çok anlamlı ve bilgilendirici paylaşımlar yapılıyor.:)

    YanıtlaSil
  3. bir teyzenin üçüncü kattaki balkonundan bağırmasıyla başladı. 'Çocuuum kaçtan veriyon o tavayı?'. Ben henüz 'nasıııılll'

    buraya çok güldüm ama :)) yazı için teşekkürler temiz yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Mesele ağaç ve çevre olsaydı, orayı pislik götürmezdi şuan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insana saygısı olmayanların çevreye olması düşünülemez zaten..

      Sil
  5. duygu batga bunu begendi :)elinize saglık cok güzel olmus tansel bey :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim efenim, sizlerden aldığım destek sayesinde :)

      Sil