Business

13 Mayıs 2013 Pazartesi

On 19:39 by tansel uğur   No comments
   Unutkanlık çağımızın en büyük problemlerinden birisi. Bunun iyi yönleri de var belki ama kötü yönleri çok daha fazla... Unutmak bazen bir hak, bazen bir özgürlük bazen de bir hakikattir insanoğlu için. Mutlu olmak ister, saplantılarından kurtulmak ister, hayata yeniden başlamak ister. Her şeyi yerle bir edip en başa dönmek ister. Sil baştan başlamak ister. (Eternal sunshine of the spotless mind, tavsiye ederim bu filmi). Yani zor gelir insana asıl unutmak istediği şeyleri unutamamak. Hafızasına ya da geçmişine format atmak ister insanoğlu bazen. Ama çoğu zaman yapamaz. Daha da yüzeye çıkartır en derinine gömmek istediği mazisini. Acı çeker. Saçma sapan şeyler yapar belki sadece daha az acı çekmek adına. Bazen eskir, yaşlanır, yıpranır. Bazense sadece olgunlaşır. En kötüsü de tam unuttum dediği anda ansızın bir şekilde karşılaşmasıdır yitirdiği ya da yitirdiği sandığı şeyle. Acısı tazelenir ama yine de kabullenmek istemez...Şimdi dertlenenlerinizi ve efkar basanları şuradan alalım...


   Aslında unutkanlık denildiği zaman ilk akla gelen bir insanın normalde unutmaması gereken bir şeyi unutmasıdır. Kendi adımıza her gün örnekleriyle karşılaşıyoruz mutlaka. Dışarı çıkarken telefonumuzu unuturuz. Cüzdanımızı unuturuz. Alışverişe çıktığımızda en çok almamız gereken şeyleri almayı unuturuz. İnternete girip ne arayacağımızı nereye gireceğimizi internete neden girdiğimizi unuturuz. Unuturuz da unuturuz...

   İnsanın en çok canını sıkan hadiselerden birisi de az önce ne yaptığını ya da ne yapmadığını unutmasıdır. E bu kadar teknolojiyle iç içe olursak bu doğal aslında. Bilgisayarı bir yandan, interneti bir yandan, televizyonu bir yandan, telefonu bir yandan, o kadar meşgul ediyoruz ki beynimizi bu yüzden en lazım olan zaman da : Aradığınız beyne şu anda ulaşılamıyor lütfen bir daha denemeyiniz, ya da 404 not found, hiç olmadı bir error alıyoruz. En çok başımıza gelenler mi? : Ben evden çıkarken ışığı kapattım mı ya? Üfff ütünün fişini çektim mi ki? Ocağı kapadım mı? Kapıyı kilitledim mi? Ulan ben bu odaya niye geldim? Ben şimdi bu blogda niçin bulunuyorum? Allah Allah ben şimdi bu buz dolabının kapağını niçin açtım? Ben bu yemeğe tuz attım mı? Abdest alırken kollarımı yıkadım mı?  Kanka ben yerden taş çektim mi? Geçtim mi kaldım mı son ayakta mı yattım? Hep bi paranoyaklaşmalar, hep bi şaşırmışlıklar, şuursuzca hareketler... Ne ara bu hale geldik bilmiyorum ama bu gittiğimiz yol, yol değil. Teknolojinin bu kadar uyuşturucu etkisi yaptığı bir toplumda da sübliminallerden etkilenmemek mümkün mü bilmiyorum...

   En komik olan hallerden birisi de herhalde konuştuğumuz esnada ne diyeceğimizi unutmamız ya da son anda ne dediğimizin farkına varmamızdır. En çok yaşanan haller : 'Ne dicektim ben yaa? Ne anlatıyodum ben en son? Yaa şey işte, sen söyle.. (birkaç parmak şıklatması)'. Zor şeyler bunlar zor. Alzheimer denen hastalığı yaşlılıkta ortaya çıkan bir hastalık olarak bilirdik. Gitgide bu hastalığın seviyeyi düşürüp standardı yükselttiğinin farkına vardım. Bu derin saptamayı yaptıktan sonra şu klişe sözü söylemeden edemeyeceğim. 'Gençlik bu haldeyse yaşlılar ne yapsın?' Galiba halimiz harap...Neyse Allah büyük. Bir çaresi bulunur elbet diyerek ümit dağıtmak ne kadar yerinde olur bilemedim bu konuda muallakta kaldığım için geçiyorum. Konuşurken yanlış söylediğimiz bir şeyin de sonradan farkına varıp düzeltme çabaları da gayet komiktir ayrıca. Son örneğimi de bu konuda vererek sözümü bitiriyorum... ( Şimdi Demirel'in konuşma tarzını göz önüne getirmeniz yerinde bir hatırlama olacaktır...)

   Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in sair bir tarihte düzenlediği bir basın toplantısından. ..

-Ege bir Yunan golü deeldir.
-Ege bir Türk golü de deeldir.
-Binaenaleyhh Ege bir gol deeldir..

0 yorum:

Yorum Gönder